1932 yılında Çorum'da doğan merhum Rüstem Eren, hiçbir ustanın yanında yetişmeden, tamamen kendi kabiliyeti ve azmiyle bu mesleğin ustası olmuş bir isimdir. Yalnızca ilkokul mezunu olmasına rağmen inşaatın temelinden çatısına kadar her aşamaya hâkim oldu, camilerden şadırvanlara, havuzlardan kaldırımlara pek çok esere imza attı. Çorumlular onu sevgiyle “Ağaç Baba” diye anardı; hem elinden çıkan eserlerle hem de ömrünün son yirmi yılını adadığı ağaçlandırma seferberliğiyle bu adı fazlasıyla hak etmişti.
Kökleri: Kars'tan Çorum'a Bir Göç Hikâyesi
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Kars ve çevresi Ruslara bırakılınca, ailesi de Anadolu içlerine göç eden binlerce Osmanlı ailesinden biri oldu. Uzun bir yolculuğun ardından Çorum'un Ova Karapınar köyüne yerleştiler. Dedesi Gazi İbrahim Bey, seferberlik yıllarında on altı yıl boyunca Arabistan cephelerinde bulunmuş bir gaziydi ve yurda döndükten sonra köyde bir çiftçi olarak yaşamını sürdürdü.
Rüstem Eren, altı kardeşin en büyüğüydü. Henüz dokuz yaşındayken babasını trajik bir şekilde kaybederek yetim kaldı; kardeşlerinin bu acıyla intikam arayışına girmesine izin vermeyip “devlet gereken cezayı verdi” diyerek onları sakinleştirdi. Bu erken yaşta yaşadığı yetimlik, hayatı boyunca yetimlere ve kimsesizlere karşı duyduğu derin şefkatin temelini oluşturdu.
Bir Ustanın Doğuşu
Gençlik yıllarında kardeşleriyle birlikte kereste işlerine girişti; köyün bahçesinde kurdukları hızar tezgâhında kestikleri tomruklardan ceviz sandıklar yaptı ve bunları Çorum'da satışa sundu. Sandıkları o kadar rağbet görürdü ki hiçbir zaman müşteri sıkıntısı çekmezlerdi.
1952 yılında askerlik görevini Kars Sarıkamış'ta yaparken, erzakın atlar ve katırlarla taşınması sırasında yağmur ve kardan zarar gördüğünü fark etti. Komutanına “ben araba ustasıyım” diyerek gönüllü oldu ve daha önce hiç yapmadığı hâlde ustalıkla malzeme arabaları imal etti. Yaptığı arabalar hem birliğinde hem de Kars'ın esnafı arasında büyük beğeni topladı; kendisine Kars'ta kalması için iş teklif edilse de “ben Çorum'a döneceğim ve Çorum'a hizmet edeceğim” diyerek bu teklifi geri çevirdi.
Askerlik dönüşü kardeşleri Ethem ve Halil ile inşaat işlerine atıldı. 1965 yılında, köyünde ve çevresinde sıkça yaşanan husumetleri azaltmak amacıyla bizzat girişimde bulunarak bir cami inşa etti; “birbirine düşman herkesi çalıştıracağım ve insanları birbirine kaynaştıracağım” diyerek yola çıktığı bu cami, bugün hâlâ Ova Karapınar köyünde hizmet vermektedir.
Elinden Çıkan Eserler
1955 yılında Çorum'a taşınan Rüstem Eren; mozaik döküm, alçı, ahşap, beton, seramik, mermer ve tatlı kireçten kalıp çıkarma gibi pek çok teknikte ustalaştı. Çorum'a alçı işçiliğini ilk getiren kişi de kendisi oldu. Başlıca eserlerinden bazıları:
1972 — Baltalı Camii (Kiremit Minare Camii) mihrabı: Tatlı kireçten kalıplayıp mozaik dökümle işlediği mihrap, bugün hâlâ orijinal haliyle durmaktadır.
Veli Paşa Camii şadırvanı ve 1984'te restore ettiği Kubbeli Camii şadırvanı, ayrıca Hasanpaşa/Huzur Camii mihrap ve mimberi
Çorum Valiliği bahçesindeki taşınabilir mozaik havuz ve Devlet Hastanesi bahçesindeki havuzlar
1978 — Türkiye'nin ilk ahşap prefabrik evi: Kendi tasarımıyla inşa ettiği bu ev, dönemin koşullarında büyük yankı uyandırmış öncü bir girişimdi ve zamanının çok ilerisindeydi.
1987 sonrası — Mimar Sinan Mahallesi'nin kaldırımları: Geliştirdiği özgün bir teknikle, bölgenin engebeli arazisinde yıllardır çökme ve çatlama yaşanmayan kaldırımlar inşa etti; aynı işlemle binaların istinat duvarlarını da tamamlamış oldu.
Akaryakıt istasyonu binalarında saçakların çatlamasını önleyen özgün bir teknik geliştirdi; bu çalışması İstanbul'dan gelen şirket yetkilileri tarafından takdirle karşılandı ve Türkiye genelinde iş teklifi almasına vesile oldu — ancak o yine Çorum'da kalmayı tercih etti.
Çorum'un çeşitli semtlerindeki park, refüj ve çeşme uygulamalarında da imzası bulunmaktadır.
Toplumsal ve Siyasi Hayatı
1969-1977 yılları arasında yedi arkadaşıyla birlikte kurduğu bir siyasi partinin Çorum il teşkilatında kurucu başkanlık görevini yürüttü. 1994 yerel seçimlerinde ise, Çorum'un sorunlarını — özellikle çevre ve tarım arazilerinin korunması konusunu — daha geniş kitlelere duyurabilmek amacıyla bağımsız belediye başkan adayı oldu. Meydanlarda ve kahvehane sohbetlerinde her fırsatta doğa sevgisini, tarım arazilerinin korunmasını ve milli bayramlara sahip çıkılmasını anlattı.
1992 yılında Bosna'da yaşanan soykırıma dikkat çekmek için Çorum'da bir miting düzenledi ve bu konuda halkı bilinçlendirmeye çalıştı.
Doğaya Adanmış Bir Ömür
1995 yılında Çorum İlinde Ağaçlandırma ve Doğayı Koruma Derneği'ni kurarak hayatının geri kalanını bu davaya adadı. Vefat ettiği 2010 yılına kadar geçen sürede, kendisiyle birlikte gönüllü olan hemşerileriyle Çorum'a 30 milyona yakın fidan kazandırdı. Kurduğu ormanlardan bazıları: 75. Yıl Cumhuriyet Ormanı, Atatürk Ormanı, Barış Manço Ormanı, Anadolu Hatıra Ormanı, Mehmetçik ve Köroğlu Ormanı ile Binevler Polis Ormanı.
Bu mücadeleyi tamamen kendi imkânlarıyla ve gönüllülük esasıyla sürdürdü; emekli maaşından bile fidan satın alırdı. Kuraklık yıllarında sulama hortumunun ulaşamadığı fidanlara tenekelerle su taşır, “yavrularım susuz kalmasın” derdi. Yanan ya da tahrip edilen fidanların başında gözyaşı döktüğüne şahit olanlar, onun bu davaya ne denli gönülden bağlı olduğunu anlatırlar. Çocukluğunda yüzdüğü Derinçay'ın kirlenmesine de çok üzülür, ırmağın ıslahı için yıllarca kampanya yürütürdü.
Ağaçlandırma çalışmalarına hiçbir zaman siyasi parti davet etmedi; bu mücadelenin temiz ve saf kalmasını istedi. Çorum'a atanan her vali ve üst düzey bürokratı elinde bir çam fidanıyla karşılar, onları birlikte şehitliğe fidan dikmeye davet ederdi. Bu özverili çabaları sayesinde 2009 yılında, kendisi hayattayken, Mimar Sinan Mahallesi'nde bir parka “Çevreci Rüstem Eren” adı verildi.
Aile Hayatı
Eşi Fatma Şükran Hanım ile kurduğu yuvadan Nafiye, Erdem, Ekrem ve Neslihan adında dört evladı oldu (bir kızı olan Salime ise bebekken vefat etmişti). Eşini 1998 yılında kaybettikten sonra bir daha evlenmedi; “ben doğayla evliyim” diyerek hayatının geri kalanını tamamen ağaçlandırma davasına adadı.
Mirası
Rüstem Eren, 9 Ekim 2010 tarihinde hayata gözlerini yumdu. Cenazesine Çorum'un dört bir yanından, toplumun farklı kesimlerinden pek çok kişi katıldı. Ardından başta vali ve milletvekilleri olmak üzere pek çok kamu görevlisi, gazeteci ve yazar tarafından unutulmaz bir isim olarak anıldı; gazetelerde ve köşe yazılarında Çorum'un yetiştirdiği en büyük çevrecilerden biri olarak hatırlandı.
Bize bıraktığı en büyük miras ise şu sözüydü:
“Ben hayatım boyunca nereye bir mala harç koydumsa, tüyü bitmemiş yetimin hakkını düşünerek koydum.”
Bugün ERESİN İÇ MİMARLIK olarak, üç kuşaktır süregelen bu emeğin ve onun bize bıraktığı bu vasiyetin izinde yürümeye devam ediyoruz.